Askerin yanı sıra harekete geçen bir kurum daha vardı; MİT. Benzer bir çalışma orada da yürütülüyordu. Ordu ve Yargı içerisine çöreklenmiş “mezhepsel” yapılanmanın benzeri, başta dindarları olmak üzere, milliyetçileri ve ülkenin “ötekilerini” raporluyor, hazırlanan raporlar tek elde toplanıyordu.
Yapılan tam bir cadı avıydı.
Bu ekibe en büyük destek ise İsrail’den yani MOSSAD’dan geliyordu. Türkiye, İsrail’in güdümüne girmeye başlıyordu. Askerî anlaşmalar ve ilişkiler, TSK’yı İsrail çizgisine sokmuştu. MOSSAD da bu süreçte Milli İstihbarat Teşkilatı’yla yoğun bir mesaiye başlamıştı. İlişki o kadar ileri noktalara gitmişti ki, MİT’in Maltepe’de bulunan arşivleri yabancı bir istihbarat servisine açılmış, bunda bir mahsur görülmemişti.
Asker, İsrail’le kurduğu ilişkinin ardından, TSK’da yeni bir örgütlenme modelini seçmiş, benzer bir örgütlenme MİT’e de sıçramıştı. “Mezhepsel” örgütlenme modelini orada da hayata geçirilmeye başlandı.
Cadı avı da sürekliliğe dönüştü.
Hazırlanan raporlar, “güvenlik soruşturması” adı altında, başta MGK olmak üzere siyasilerin önüne kondu. Tasfiye operasyonlarıyla, devlet kendilerinin kontrolünde bir örgütlenme modeliyle “yeniden” oluşturulmaya başlandı.
Yazının devamı için... http://www.taraf.com.tr/login/
Yorumlar