Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve özellikle müsteşarı Sayın Hakan Fidan'ın adı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalardan sonra...
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve özellikle müsteşarı Sayın Hakan Fidan'ın adı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalardan sonra MİT yasasında yapılmak istenen değişikliğin çok ağır eleştirilere neden olması, bu konu üzerinde durmamızı zorunlu kıldı. Hele aynı günlerde İstanbul Emniyeti'nde"Terörle Mücadele" ve "İstihbarat" birimlerinin başkanlarının görev yerlerinin değiştirilmesi ve buna ek olarak daha sonra 9 emniyet görevlisinin yerinin değiştirilmesi; "acaba MİT ve Emniyet arasında bir mücadele mi var" sorusunun ortaya atılmasına ve hiç bitmeyen"cemaat" (!) spekülasyon ve senaryo "üflemelerine" yol açtı.
Yapılmak istenen...
Yapılmak istenen; MİT yasasının 26. maddesine bir ekleme yapılarak MİT mensupları ve başbakanın özel görev verdiği kişilerin görevlerinden dolayı işleyecekleri suçların soruşturulmasının başbakanın iznine tabi olmaları esasının getirilmesi. Aynı şey başbakanın özel görev verdiği diğer bürokratlar için de söz konusu yapılmak isteniyor.
Muhalefetin bu değişiklik taleplerine karşı çıkmalarının temel gerekçesi; demokratik bir devlette tüm görevlilerin "hukuk devleti mantığı çerçevesinde" yasaların getirdiği yükümlülüklerin dışına çıkarılamayacağı anlayışı. Eğer bu türden bir değişiklik yapılırsa; kişilerin yasalar karşısındaki sorumluluklarının ortadan kalkacağı ileri sürülüyor. Böyle bir "dokunulmazlığın" cumhurbaşkanına bile sağlanmadığı ve sorumsuz olduğu dile getirilen cumhurbaşkanının "vatana ihanet" suçlaması karşısında hiçbir dokunulmazlığı kalmadığı dile getirilerek; yapılmak istenen değişiklikle kimi görevlilere daha geniş bir sorumsuzluk alanı sağlanacağını ve bunun başbakana bağlı bir "çeteleşmeye" yol açacağı iddia edilmektedir.
Şunu vurgulamamız gerekir ki; yasalar karşısında herkesin "eşit" ve "eşit derecede sorumlu" olması, demokrasinin temel kurallarından biridir. "Herkes eşit ancak birileri daha eşit" anlayışının demokraside yeri yoktur. Ancak öyle bazı görevler ve bazı "durumlar" vardır ki; "gizlilik" zırhını kuşanmak gerekir.
Bizde muhalefetin bu değişikliğe karşı çıkmasının nedenleri arasında; demokrasi anlayışının yanı sıra"başbakan" denildiği anda Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın akıllarına gelmesi refleksi var. Oysaki bu değişiklikle "görevi veren" başbakandan söz edilmektedir ve bugün Sayın Erdoğan başbakanken; yarın bir başkası aynı iskemlede oturuyor olabilir.
Dünyadaki durum
Bilmem anımsar mısınız? Bir zamanlar tek kanallı siyah beyaz televizyonumuzda; "Görevimiz Tehlike"adında bir dizi vardı. Bir kısım görevlilere gizli bir biçimde olmadık bir görev verilir ve görev verilirken sonsöz olarak "Eğer yakalanırsanız biz sizi tanımıyoruz" denir ve görev belgesi imha edilirdi. Buradaki amaç; hem görevi vereni hem de görevi üslenenleri sorumluluktan kurtarmaktı.
Dünya üzerindeki istihbarat örgütlerine baktığımız zaman demokrasi ve hukuk devleti anlayışıyla pek bağdaşmayan uygulamalar olduğunun işaretlerini görüyoruz. (Tabii sinema ve TV filmleri bu konuda kanıt değildir.)
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın bu türden istihbarat örgütü görevlilerinin bağlı oldukları devlet yasaları karşısında "dokunulmazlıkları" vardır. Zaten aksi takdirde görevlerini yerine getirmeleri mümkün değildir.
Eski SSCB'nin "KGB", ABD'nin "CIA", İsrail'in "MOSSAD", İngiltere'nin "Intelligence Service"ajanlarının hukuki sorumlulukları olması mümkün mü? Diğer ülkelerin istihbarat örgütleri için de durum farklı değildir. CIA ajanlarının (asla tasvip etmesek bile) Irak ve Afganistan'da yaptıklarını okumadık mı? İstihbarat sağlamak için terör örgütlerine sızan" görevliler" kimi zaman bu terör örgütünün yasa dışı (ve kimi zaman insanlık dışı) eylemlerine katılmak zorunda kalabilirler.
İşin gereğidir bu...
Ne olacak?
MİT mensuplarının özellikle "Oslo Görüşmeleri" ağır bir biçimde eleştiriliyor. Evet bence de başarılı olunamamış ama bu türden arayışlara girmekten başka çaremiz var mı?
Herhangi bir çıkar sağlama gayreti yoksa ya da "iyi niyet" çerçevesinde; bu türden insanlara en üst düzeyden korunma sağlanması gerekir.
Başka çaremiz yoktur...
Yorumlar