Bir arkadaşım evladını kayak kazasında kaybettiğinde aklıma bu soru gelmişti.
Taziyeye gittiğimde de bir türlü edememiştim, 17 yaşında, hayatının baharındaki bir vefat ederken bizim yaşıyor olmamız ayıp gelmişti nedense bana.
, inancına sarılarak acıya dayanabiliyordu elbette.
Oğlunu bir kazada kaybeden anneyi canlandırdığı Rabbit Hole filminde Nicole Kidman, kendisini “Tanrı oğlunu melek aldı’’ diyerek teselli etmeye çalışan bir çifti, ‘’Tanrı neden kendine bir melek yapmadı’’ diye azarlıyordu. Annesi ile Tanrı’nın kararları üzerine tartıştığı bir de vardı.
Hepimizin acıyla mücadelede bir yöntemi var.
inanç, özellikle de Tanrı’ya olan inanç bu mücadelenin en dayanaklarından biri.
Elbette insanoğlu acıyla mücadele etmek inanmaz, inanmak bir anlamda paylaşmaktır.
The Wall Street’in Cumartesi günkü sayısında “Ateistler İçin Din” kitabından uzun bir alıntı yayınlandı.
Alain de Button’un “İnançsızların kullanımı bir rehber” alt başlıklı eseri Batı’da bir yankı uyandırdı.
Button’un da vurguladığı gibi, çoğumuz modern hayatın rekabet koşulları karşısında çaresiziz. Modernitenin kaybettirdiklerinin başında ise bir topluluğa aidiyet duygusu geliyor.
Yaşlanma veya geride kalmış bir çağa hasret duygusunun ifadesi sık sık çocukluğumun Eşrefpaşa’sının komşuluk ilişkilerine atıf yapıyorum.
Eşrefpaşalılık önemliydi, komşuluk açısından, değerler açısından ve elbette aidiyet açısından.
Hafta sonu denize mahallece giderdik, üzerleri kapı önlerinde oturur çekirdek yerken babalarımız rakılarını yudumlar, annelerimiz cevizli çaylarını içerdi.
Arada kavga da ederdik ama komşunun zor anında yanında biterdik.
Ekmek parası derdi herkesi bir yana savururken bu mahalleyi ve kültürünü bitirdi.
Yepyeni bir kültür yerini aldı eskinin, her koyunun başından asıldığı bir kültür.
Buna bir de dinin baskı altına alınması süreci eklendi.
İnsanlar, özellikle kente göç edenler, kendilerini yalnız ve çaresiz hissettiler.
cemaat dediğimiz olgu devreye girdi aslında, ne iş yaptıklarından insan kimliğiyle ilgilenen cemaatler, devletin ve modern toplumun yapayalnız bıraktığı insana bir çıkış kapısı buldu.
Cemaatte insanlar yalnız olmadıklarını fark ettiler.
Botton buna restoran ile Hıristiyanlığın 364’e süren İsa’yı anmaya yönelik yemeklerini kıyaslayarak örnek veriyor. İsa’yı anmak bir araya gelen Hıristiyanlar, Son Yemeği anarken İsa’ya ve birbirlerine olan bağlılıklarını yenilerlermiş. 364 yılında yemekte aşırılığa kaçılmaya başlandığı gerekçesiyle kaldırılmış bu yemekler.
Bugün yine restoranlarda bir araya geliyor insanlar ama birbirine değmeden, konuşmadan. Birbirimizle ilgilenmekten belki de sıkça aynı mekanda bir araya geldiğimiz insanlara vermiyoruz eğer bir işimiz düşmemişse...
Cemaatler ise böyle değil, insanların birbirine dokunduğu yerler oralar.
O yüzden siyaseti, iktidarı çokça tartıştığımız şu günlerde insanların sahip oldukları ender sivil örgütlenmelerden birini karalamaktan kaçınmakta var gibi geliyor bana.
Evet, cemaat ve iki ayrı örgütlenmedir ama birinin varlığı diğerinin yok olmasına bağlı değildir.
Aslında dayanışma anlamında cemaatin zayıflaması, askeri vesayetten tam kurtulamamış ülkeler sivil siyasetin de zayıflamasıyla eşanlamlı olabilir.
Türkiye yargı gibi, siyasetin de kendini dokunulmaz, sorgulanmaz kabul ettiği bir dönemden geçiyor.
Her şeyi birlikte öğreniyoruz. O yüzden yaşadığımız deneyimden korkmamak .
Sarhoşun mektubu okunmaz
New York ve Washington’daki hava, Türkiye’de editöryal eleştirinin normal karşılanabileceği gibi yanlış bir kanıya kapılmama neden oldu.
Bizde insanlar yanlışlarının sorgulanmasından, tartışılmasından, gençlerin bundan sonra benzer yanlışları yapmasını engelleyecek çabalardan rahatsız olur.
“Hem özürlü, hem CHP’li” yazarlarının sahibi, tipik bir Türk tepkisi gösterdi ve zeka seviyesini gösteren bir cevap verdi.
Bizde “Sarhoşun mektubu okunmaz’’ diye bir laf vardır, ben bu söze uyacağım ve sarhoşun mektubunu ne okuyacağım, ne de onun üzerinden medya etiği tartışması açmaya çabalayacağım.
kalkıp kahvesini içip başka içeceklere dalmadan yazarsa, belki yine göz atarım ama tavrım “Bırak, sarhoş devrilsin” olacak.
Bu arada Enginciğim, kimse senden ağrı kesici olmanı istemiyor. bir gazetenin yazarı biraz adam ve olmanı bekliyor.
Yorumlar