MİT kriziyle ilgili de “fevkalade mühim” gelişmeler var...
Son kamuoyu anketleri, “sevgili ve acıklı yurdumuzda” siyaseten bir şeyin değişmediğini, bugün seçim olsa kronik “kazanan ve kaybedenler”in yerlerini aynen muhafaza edeceklerini söylüyor.
Fevkalade mühim bir gelişme de CHP saflarında yaşanıyor.
Kurultay içinde kurultay yaşayan bu partimiz, MİT yasasını Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye hazırlanıyormuş...
Ne bekleniyordu ki?
Ne olacaktı ki?
Memleketin hangi meselesine, hangi somut “çözüm önerisini” getirdiğini bilmediğimiz ve“yapılanı bozma” esası üzerine bir siyaset dili oluşturmuş CHP’yi,“kurultaylardan” çıkacak herhangi bir sonucun kurtaramayacağını, yine kamuoyu anketleri söylüyor. Kemal Bey’e rağmen oy oranı yüzde 19’un altına düşmüş...
Hangisinden başlasam?
Klavyenin başına oturunca, yorulmuş olduğumu, mevcut ve sair konulardan hiçbirinin beni çekmediğini fark ettim...
Masamda, “değerli dost” Selim İleri’nin “Yaşadığım İstanbul” adlı yeni intişar etmiş kitabı duruyor.
Kaç saattir okuyorum, kaç saattir sayfaları gelişigüzel çeviriyorum, birazdan yazı derleştirmek ve “gündelik ödevimi” yerine getirmek üzere ajans bültenleri arasında kaybolacağım ama bir türlü kopamıyorum kitaptan.
İyi romancı, has yazar, değerli dost Selim İleri, yine şahane, yine harikulade bir kitaba imza atmış.
Bildiğimiz “İstanbul” temalı kitaplardan değil bu.
Sınırları çok geniş tutulmuş ve her şey olan bir kitap... Anı, deneme, günlük, kritik, eleştiri, bilinmeyen olaylar, bilinmeyen yazarlar, unutulmuş mekânlar, eski duyarlıklar, yeni savruluşlar... Ama daha çok anı...
Hepsi roman tadında anlatılmış.
Hemen söyleyeyim, neredeyse yazdığı her şeyi (gazete yazıları dahil) okuduğum yazarların başında Selim İleri geliyor... “Yaşarken ve Ölürken”, fevkalade kişisel duygulanımları anlatıyor görünse de, aşılamamış bir “yurt epiği”dir... “Bir Denizin Eteklerinde”, (Tezer Özlü’nün ifadesiyle) “usul usul ilerleyen” ve kökleşip kalan acının kitabıdır ve bence Türk öykücülüğünün köşe taşı eserlerinden biridir...
Kitabı karıştırırken, Cemil Meriç’le karşılaştım...
Hem sevindim, hem ziyadesiyle burkuldum.
Rahmetli Cemil Meriç, kitaplarını imzalayıp göndermiş Selim İleri’ye. Birer not ya da“pusulacık” eşliğinde...
Birinde (“Bu Ülke”nin ikinci sayfasına yazdığı notta) şöyle diyor: “Selim İleri; ‘Mağaradakiler’ genç ve obur tecessüsünü çekmedi anlaşılan. ‘Bu Ülke’ daha kısa bir mektup. Yer yer çığlık. (....) Kendi sesinden başka bir sesi, kendi hakikatlerinden başka hakikatleri dinleyebilecek misin?”
İkinci not (“Jurnal 2” için yazılmış) daha kahredici: “Tenkitleriniz beni çok memnun edecek. Tek ricam: Hazırlamak için değil, yalnız kaleme almak için dört yılımı harcadığım bu kitabı sonuna kadar okumanız. Yalnızım ve diyaloğa ihtiyacım var.”
Selim İleri’ye teşekkür borçluyum...
Hem kitabını imzalayıp gönderme lütfunda bulunduğu, hem “başka hakikatlerin olduğu/olabileceği” gerçeğini yeniden hatırlattığı, hem böylesine harikulade bir kitaba imza attığı, hem de bir “yazı günümü” kurtardığı için...
Yorumlar